Andromach

Kadın var mıdır yeryüzünde, evlensin de, genç kızlık düşleri incinmesin bir nebze. Var derdim eskiden ben andromache. Ama hani o mutlu günler şimdi nerede? Tanrılar savaşın dehşetini gözler önüne sermek için beni yarattılar. Savaş… Kan, ölüm, gözyaşı. Akaların şımarık yiğidi Akhilleus, bir türlü ele geçiremediği Troya dışında yaktı yıktı bütün köyleri, kentleri. Öldürdü savunmasız yaşlı babamı yedi kardeşimi sonra acılı anacığımı. Şimdi de ah tanrılar tanrılar bulamıyorum can parçamı. Oğlumu, Hektor’umun biricik yadigarını. Akhalar acıyın şu anaya ne olur verin oğlumu bana. Ayak altında ezilmesin kargaşada. Akhilleus’a mı götürdüler? Kale burcuna çıkardılar? Getirir değil mi bana getirir? Onun bütün hıncı Hektor’a karşıydı. Hektor işte yok artık! Hektor yok artık. Ağaçlardan, bulutlardan gülümsüyor şimdi bana… Hektor, sevgili Hektor biliyordum yakın olduğunu dul kalacağım günün. Yine yalvarıp duruyordum yarım bir umutla: ‘ Burada kalede kal, acı bana yetim koma yavrumuzu karını dul koma.’  Ama sen Hektor olduğun için elinden gelmezdi başka türlüsü. Şimdi yüreğimde taşıyıp toprağa götüreceğim son sözlerin: ‘Köleliğe sürüklenirken çığlığını duymaktansa, dağlar gibi toprak örtsün beni daha iyi!’  Bizden ayrılırken canım kocacığım benim oğlumuz korktu, senin sorguçlu ışıl ışıl tolgandan ağlamaya başladı. Gülümseyerek çıkardın tolganı bir yana koydun, kucaklayıp havaya kaldırdın can parçamı. O da güldü babasının alıştığı yüzünü görünce. Kaldırdın onu dua eder gibi ‘tanrılar’ dedin yücelttin oğlumu insanlar içinde. Ama hani nerde oğlum, nerde, oğlumu getirin bana Hektor’un yadigarını biricik oğlumu. Yok, yok! Hayır! Yalvarırım bunu yapmayın! Atmayın!…Tanrılar, insanlar, tanrılar. Akhilleus bak yalvarıyorum sana her zulmün yüreğim üstüne…Tek bunu yapmayın bana! Yo, yo, atmaaa…