Hamlet - Madalyon

Şuraya, şu resme bak, bir de şuna!
İki kardeşin resimleri bunlar.
Şu alımlı, görkemli yüze bak bir,
Hiperion’un saçlarını, Zeus’un alnını gör!
Mars’ın gözleri bu gözler, kükrerken savaşta;
Çevik Hermes, haberci, böyle dururdu
Göklere yakın bir tepenin başında.
Her tanrı kendinden bir şey katmış ona sanki,
Bir insan örneği verir gibi dünyamıza.
Bu insan senin kocandı. Şimdi ötekine bak,
Bu da şimdilik kocan. Bozuk bir kara tohum gibi,
Kardeşinin ak sağlığını kemirip çökertmiş.
Gözlerin yok mu senin? Nasıl inebilirsin
O yüce dağ başından bu bataklığa?
Kör müsün sen? Aşk diyemezsin buna;
Senin yaşında çocuk değildir insanın kanı,
Durgunlaşır, akla uydurur aşkını.
Ama hangi akıl onu bırakır da bunu alır?
Duyuların var elbette, yoksa canın olmazdı,
Ama körleşmiş anlaşılan duyuların.
Çılgınlık bile bu kadar şaşırtmaz insanı,
Bu kadar bozmaz duyuları; ayırt ettirir
Birbirinden bu kadar uzak iki insanı.
Hangi şeytan bir körebeye çevirdi seni?
Gözler ellersiz, eller gözlersiz,
Görmeden, dokunmadan, yalnız kulak,
Yalnız koku alma duyusu, tek başına,
Gerçek bir duyunun sakat bir parçası bile
Aldanamaz bu kadar sersemce.
Ay utanç, yüzün kızarmaz mı oldu senin?
Ey cehennemin Tanrıya baş kaldıran şeytanı,
Bir yaşlı kadının kuru damarlarını
Böylesine azdırıp tutuşturabiliyorsan,
Bırakalım erdem, namus bal mumuna dönsün
Coşkun gençliğin elinde, erisin ateşinde!
Kimse ayıplamasın kudurup şahlanan tutkuları,
Madem buzlar bile tutuşuyor böylesine,
Madem akıl pezevenklik ediyor arzuya.