Vurmak buna derler işte! İnsan cehennemin kapıcısı oldu mu yandı, anahtar çevirmekten imanı gevrer. (kapı vurulur.) Güm! Güm! Güm!.. Kim bu cehennem davulcusu? Bir çiftçidir: Bolluk olacak diye kendini asmış.Tam vaktinde geliyorsun. Bol mendil getir bari: Neden dersen, fena terleyeceksin burada. (kapı vurulur.) Güm! Güm!..Kim o şeytanın ta kendisi mi yoksa? Vallahi, bu gelen iki yüzlü softa olmalı: Akın kara, karanın ak olduğuna yemin eden.Tanrım adına dünyayı kandırmış, ama Tanrıyı kandıramayıp gelmiş buraya. Gel bakalım, gel içeri koca softa! (kapı vurulur.) Güm! Güm! Güm!.. Bu da kim? Ha, tamam!.. Bir ingiliz terzisi. Kumaş çalmış, hem de daracık bir Fransız pantolonu biçerken. Gel, terzi başı, gel de ütünü kızdır burada! (kapı vurulur.) Güm! Güm!.. Dur dinlen yok!..Kim o? Ama cehennem olamaz burası, fazla soğuk..Vazgeçtim şeytanın kapıcısı olmaktan. Her meslekten bir adam karşılıyım demiştim bahar bahçelerinden geçip cehennem ateşlerine gidecekler arasından. (kapı vurulur.) Peki, geldim! Ama kapıcıyı unutmayın lütfen! (kapıyı açar.Macduff ve Lennox girerler.) Vallahi bayım, ikinci horoz sesine dek çektik kafaları. İçki dediğiniz de, bayım, üç şey için birebirdir. Ne olacak bayım: Burnun kızarır, bol bol uyur, bol bol da işersin. Erkekliğe gelince, onu hem azdırır hem de söndürür. Arzudan yanar, bir şey beceremezsin. Denebilir ki içkinin fazlası, sofranın iki yüzlüsü gibi gelir erkekliğe. Bir yandan uyandırır, bir yandan uyutur, bir yandan kışkırtır, bir yandan dağıtır, bir yandan körükler, bir yandan sindirir. Hem koşturur insanı, hem zınk diye durdurur. Uzun sözün kısası, bir kızdırır, bir sızdırır. Evet bayım, o beni sızdırdı, ama ben onu kızdırdım. O attı ben tuttum, ben tuttum o attı, sonunda ben kalktım, o yattı.