Mehmene Banu

Vücudum hala yirmi yaşında. Bacaklarım, karnım, memelerim, kollarım, boynum…Bileklerim beyaz güvercin yavruları gibi hala…Onları tutabilir, esmer, iri ellerinle onları okşayabilir, kırabilirdin Ferhad…Ferhad…Ferhad…Yarabbi, nasıl seviyorum.. Yalnız bileklerimden tutması, yalnız başını memelerimin üstüne bastırması için değil…İsteyen, konuşan, deliren yalnız etim değil…Yüreğim, kafam, hasretim…Sesini duymak…Seyretmek yüzünü…Yarabbi, nasıl seviyorum. Hele şimdi, hele şimdi…Hiç bir ümit yokken artık…Belki de hiç bir ümit olmadığı için…Nasıl çaresizim…Yüreğim cılk yara gibi..Nasıl dayanabilirim bu kadar acıya…Nasıl kıskanıyorum…Gebereceğim. Beni azgın dişi bir köpek gibi öldürün…Öldürün beni, yoksa ben onları öldüreceğim…Şirin’im, birtanem, kardeşim, öldüreceğim seni…Ferhad sevgilim, Ferhad, her şeyim, kanını dökeceğim senin. İnsanlar acıyın bana…Yarabbi, aklımdan neler geçiyor…Ben neler, neler düşünüyorum? Düşünmemek, düşünmemeyi bile düşünmemek…Karşı duvardaki ışık ne? Güneş vurmuş olacak? Hiçbir şey düşünmemek, duvara vuran güneşi bile. Ferhad… Şirin… Şirin’im, kardeşim, birtanem ölecekti. Ben kurtardım onu. Ben kurtardım, ben kurtardım, ben, ben…Pişman mıyım? Hayır. Yine o kadar güzel olsam…Ferhad…Yine o kadar güzel olsam, yine benden aynı şeyi yapmamı isteseler….Ferhad…Ferhad…Ferhad…Yine benden aynı şeyi yapmamı isteseler, Şirin’in kurtulması için ben yine…Pişman mıyım? Karşı duvardaki ışık yayılıyor. Duvarın üstünde çilek şurubu gibi…Sana şerbet getirdim, sen ahududu şerbetini seversin…Pişman mıyım? Pişman mıyım?