Nasrettin Hoca'nın Karısı

 Silifkenin yoğurdu ah seni kimler doğurdu, seni doğuran ana bal ile mi yoğurdu, beşiği şamdan ah yuvarlandı damdan, anası da pilav pişirir oğlu da durmaz aşırır. Hehehehey…
Beni tanıdınız mı? Nerden tanıyacakmışız diyorsunuz? Adımı söylesem de tanımazsınız ki…Kocama sormuşlar:
-Karının adı ne?
-Valla bilmiyorum, demiş bizimki de.
-Hadi canım insan karısının adını bilmez mi?
-Geçinmeye niyetim yok ki adını bileyim.
Hah, işte bildiniz kim olduğumu. Nasrettin Hoca’nın karısı! Geçinmeye niyetim yok ki…Gerçekten böyle demiş mi dememiş mi bilmem ya, altı yüzyıldır geçinip gidiyoruz işte. Ooo, geçimi güç adamdı. Pek de alıngandı. Bir gece, yatakta: ‘Nasrettin biraz öteye gider misin?’ diyecek oldum. Altı ay sonra ta Bağdat’tan mektup geldi: ‘Bu kadar yeter mi, yoksa daha öteye gideyim mi?’ Şimdi de buraya geldiğini söylüyorlar. Ben de onun ardından koşup geldim işte. Heey, oradakiler, arkadakiler. Gördünüz mü kocacığımı? Görmedik diyorsunuz ha. Öyle olsun. Ama elimden kaçamaz. Elbet bulurum onu. Orta Asya’da Semerkant’ta bir yontusunu dikmişler. Hoca eşeğe ters binmiş.
– Niye ters? diye sordum.
-Sorma hanım, dedi, bir gün öyle saçma bir şey yapmışım işte.
– Peki niye böyle bir yontunu dikiyorlar Semerkant’a?
-Sen bırak Semerkant’ı, dünyanın hiç bir yerinde eşeğe doğru binen birinin bile yontusunun dikildiğini gördün mü?
Nasrettin Hoca’nın karısıyım dedim ya, adımı merak bile etmezsiniz artık. Öyledir bizim toplumda, kadınların adı yok gibidir. Hep falanın filanın karısıyızdır. Bunu Hocam kocama söyledim bir gün – ama inan olsun onu iğnelemek için değil – ayy, bir üzüldü, bir üzüldü:
– Hanım gerçekten çok haklısın. Sana söz, bundan sonra kim benim adımı sorsa. ‘Nasrettin Hoca’nın karısının kocasıyım’, diyeceğim.
Anadolu’da akıllı uslu bir kadın uysalca izler kocasını. Ve güder onu hep kendi istediği yönde.
Silifkenin yoğurdu ah seni kimler doğurdu, seni doğuran ana bal ile mi yoğurdu…