Olga

Babamız tam bir yıl önce bugün,beş mayısta,senin isim gününde ölmüştü İrina.Çok soğuktu,kar yağıyordu.Artık yaşayamam gibi gelmişti bana.Sen,ölü gibi,baygın yatıyordun.Ama bak bir yıl geçti,yüreğimiz daralmadan anımsayabiliyoruz bunu.Sen apak beyaz giysilere büründün bile.Yüzün ışıl ışıl. (saat on ikiyi çalar) Saat o zaman da tıpkı böyle çalmıştı.
(bir sessizlik)
Bando mızıkayla taşımışlardı babamızı,mezarlıkta havaya ateş edilmişti.Generaldi babamız,tugay komutanıydı, ama kalabalık değildi cenaze töreni.Hava çok yağmurluydu.Karla karışık şiddetli yağmur yağıyordu.Hava güzel bugün.Pencereler ardına kadar açık kalabilir. Ama kayın ağaçları yapraklanmadılar daha…
Tugay komutanlığına atanan babamızla birlikte Moskova’dan ayrılıp buraya gelişimizin üstünden on bir yıl geçti.Sanki bugünmüş gibi anımsıyorum.Mayıs başlarıydı yine, tam şu sıralar…Sıcaktı Moskova,çiçekler içindeydi her yer,pırıl pırıl bir güneş vardı.On bir yıl geçti aradan, ama ben sanki dün ayrılmış gibi anımsıyorum her şeyi…
Tanrım! Bu sabah uyanıp da her yanı ışıklar içinde görünce, ilk baharla karşılaşınca, bir sevinç dalgası yükseldi içimde, öylesine özledim ki memleketi!
Maşa kes şu ıslığı.Nasıl da beceriyorsun! (bir sessizlik) Her gün liseye gitmekten olmalı, sürekli başım ağrıyor.Bir de artık yaşlandığım düşüncesi takılıp duruyor aklıma.Doğrusu ya, şu dört yıldır, lisede çalışmaya başladığımdan bu yana, her Allah’ın günü, gücümün de, gençliğimin de damla damla, eriyip tükendiğini duyumsuyorum. Bir tek hayal var sadece, git gide büyüyüp güçlenen.Kendimizi Moskova’ya atmak… Hem de bir an önce!