Uyanış

KADIN: Üç parça,bir lehim, bir matkap darbesi, iki cıvata… bir lehim, bir keski darbesi, bir matkap darbesi… (bağırır) Tanrım, parmaklarım, kestim parmaklarımı… Toparlamalıyım.Patron çok kızar.Ortalığı kirletirler de ondan.
Parmaklarım… Artık burnuma dokunamıyacağım.Burdalar, rüyaymış.Lanet olsun,uykumda bile çalışıyorum.Sanki fabrika yetmezmiş gibi… Saat kaç? Altı buçuk.Bu soysuz da çalmadı.Allahım ne kadar geç kaldım.Ha gayret bebeğim,gayret günümüz başlıyor.Uyan uyan annesinin güzel oğlu, gidelim. Çiş…altına işemişsin gene.Üç saat önce değiştirmiştim.Bezlere bak kat kat.Sülük gibi de yapışmış.Yuvaya yediden önce varmazsak seni almazlar.Şimdi anneciğin minik poponu yıkayacak.Sıcak su… bu da ne… sıcak su yok.İster misin Luigi termosifonu dün gece kapatmış olsun? Hayır kapanmamış.İşte sıcak su. Yüzümüzü yıkayalım.Ne güzel yüz,tıpkı annesinin yüzü.Poposu da güzel,tıpkı babasının poposu.Sus ağlama yoksa babayı uyandırırsın.Bırak yarım saat daha uyusun.Yoksa Tarzan gibi bağırır.Aaaaaaahhhaaa… Aaahaaa…Fabrikaya gitmek için otobüse yetişmek gerek, trene… Çabuk, acele edelim, yetişeceğiz.Saat altı kırk, başardık, haydi oğlum, haydi canım… Annesinin çantasını alalım, annesinin ceketini… Anahtar, anahtar. Nereye koydum anahtarı? Her sabah bu anahtar dramı.Sakin ol, sakin olalım.Dün geceyi anımsamaya çalışalım.
Şimdi, dün akşam eve geldim. Luigi yoktu.Kapıyı ben açtım. Bebek annesinin sağ kolundaydı. Çanta ve anahtar annesinin sol elindeydi.Süt şişesi koltuğumun altında.Eve girdim. Pazar çantasını yere koydum. Sütü buz dolabına yerleştirdim.Acaba anahtarı da buzdolabına mı koydum? Hayır, yumurtalıkta da yok. Tereyağı kutusunda da… Ama sütü buzdolabına koymamışım. Çamaşır makinesi için aldığım limonlu deterjan buzdolabında.Eh, doğru çünkü limon daima buzdolabında durur, durmazsa bozulur.Deliriyorum, deliriyorum.
Bebek yok, bebeği kaybettim.Bebeği nereye koydum? Buzdolabına mı? Çamaşır makinesine mi? Dolabın içine mi? Bebeği dolabın içine koymuşum.Ben keçileri kaçırdım.Umutsuzca ağlayan bebeği dolaptan çıkardım. İyi ki ağlıyordu, yoksa onu kim bilir ne zaman bulurdum? Zavallı oğlum benim. Öylesine korkmuştum ki yatışmak için biraz su içtim.İster misin anahtarı yutmuş olayım?Yutmuş olamam, yoksa horuldamaktan uyuyamazdım.O halde nereye koydum? Sakin ol, sakinleşmeliyim.Anahtar… nereye koydum?
Ne budalayım. Yanıldım. Başından beri yanıldım.Anahtarı kapının üzerinden hiç çıkarmadım.Ah evet, bebeği giydiriyordum, Luigi’nin kilitle uğraştığını duydum. Çünkü kapıyı ben açmıştım, sonra anahtarı yeniden kapının üzerine koymuş, içeriden kilitlemiştim. O zavallıcıkta uğraşıp duruyor, beceremeyince basıyordu küfürü…Anahtarı kilidinden çıkarınca, Luigi kapıyı açabildi. Buna rağmen anahtar elimde ukala bir tavırla “ Haydi, anahtarı kilidin üzerinde unuttuğum için öldür beni, karı katili “ dedim.Bu arada bebek ağladı.Böyle kollarıma aldım. Belki buraya düştü.
Anacığım, yaptı işte.Bir kere daha yaptı. Biliyordum, iyi de kakanın sırası mı? Kaç kere söyledim, kakanı yuvada yapıcaksın, yediye iki kala, ki öğretmenin altını değiştirsin.Saat kaç? Ah, Tanrım çok geç olmuş…Başaramayacağım, yetişemeyeceğim, Allahım, bu kadar küçük popodan bu kadar kaka nasıl çıkar?
Aile? Bu kutsal aile mavraları pek isabetli değil mi? Çünkü bu sinirli ve insanlık dışı çalışma temposu içinde olan sen ve senin gibiler kendilerini her şeylerini yapan karılarının içinde buluverirler. Yatakta.Biz onlara yeniden yaşam veririz.Üstelik bedava.Çok uluslu kişiye, patrona daha iyi ürünler vermek ve onları yarına hazırlamak için. O bir tanrıdır.O ekonomik kalkınma yapar.Sonra karşı kalkınma.Sonra devalüasyon, sonra enflasyon, sonra dört nala koşan kriz, sonra da şu kemer sıkma. Paranın düşüşü, Avrupa dolar fiatı, petrol fiatı, sonra kollarını ardına kadar açar ve bağırır.” Bunun için bir şey yapamam, felaket, felaket”.Luigi gülmeye başladı.”Hey, feminist bir karım var, hem de aşırı uçtan. Bunu bilmiyordum işte.Ne zamandan beri feministlerin toplantılarına gidiyorsun?Dinle budala dedim. Bu aşağılık yaşamı anlamak için toplantılara gitmem mi gerekiyor? İki köpek gibi çalışıyoruz.Bir çift laf etmeye vaktimiz yok.Kendimize ayıracağımız bir an bile…Evlilik bu mu? Benim de sorunlarım olacağı hiç aklına gelmedi ki?Hiç bana sorar mısın?Yorgun musun? Yardım ister misin?Yemeği kim pişiriyor?Ben. Tabakları kim yıkıyor?Ben. Alışverişi kim yapıyor?Ben. Ay sonuna para yetiştireyim diye akla karayı seçen kim?Ben de aynı zamanlarda çalışıyorum.Ben, ben ben… Çorapları kirleten sensin.Onları kim yıkıyor, peki? Benim çoraplarımı kaç kere yıkadın?Evlilik bu mu?Seninle konuşabilmeyi istiyorum.Benim sorunlarımın da olduğu hiç aklına geldi mi? Tamam, senin sorunların benim demektir, ama benim sorunlarım da senin olmalı.Öyle seninkiler benim,benimkiler gene benim… Seninle konuşmak istiyorum…Ama işten döner dönmez uykuya gidiyorsun.Akşam… Televizyon.Pazarları maç: 22 tane geri zekalının bir top peşinde koştuklarını görmeye…Aralarında bir gerizekalı daha var, ama düdüklü ve ceketli… Luigi, baştan aşağı kızardı ve sanki anasına küfür edilmiş gibi” Sen spordan ne anlarsın be…” Ne biçim cevap.Beni spor ilgilendirmiyor.Spor kimin umrunda.Onu hiç böyle görmemiştim.Deli gibi bağırıyordu.Ben bağırdım o bağırdı.Bir sürü küfürlü laftan sonra tartışmayı bitirdik.Ben ciddi olarak dedim ki: “ Yeter, eğer evlilik buysa ben büyük bir hata yapmışım.” Hatamı aldım. (çocuğu alır)Kapıya geldim.Bu esnada anahtar elimdeydi.Eminim.Luigi yanıma geldi.Zavallı Luigi, yüzü kireç gibiydi.Böyle hüzünlü bir sahneyi ömrümde yaşamadım.Hiç şakam yoktu.O da anlamıştı.Beni içeri aldı.
– Haydi yapma böyle…
-Bırak beni…
– Önce konuşalım, sonra istersen gidersin.Ama önce konuşalım.Dialektik diye bir şey vardır, değil mi?
Sonra beni dialektiğe doğru çekti…Beni oturttu.”Evet haklısın” dedi.Ama annesinden böyle alışmıştı. Annesi gibi olmamı bekliyordu.Yanılmıştı. Değişmeliydi.Yani kısaca özeleştiri yaptı.Ne hoştu, ne hoştu.Ben ağlamaya başladım.O özeleştiri yaptı, ben ağladım.Ben ağladım, o özeleştiri yaptı.Ne güzel ağladım dün akşam.Peki anahtar? Anahtar Luigi de eminim.Benden o aldı.Ceketin cebinde.Ceket nerede? İşte anahtar burada.Bu benim ki, bu onun ki…Saat kaç? Yediye on var. Hala vaktimiz var. Annesinin bebeği, annesinin ceketi, annesinin çantası, annesinin abonman kartı…abonman kartı… Şunu bulmalıyım.Otobüsün kalabalığından seni yere bırakıp da arayamam ya… İşte abonman kartı. Altı delik mi? Altı delik gidiş, altı delik dönüş.Altı gidiş, altı dönüş mü?Kim kullandı abonman kartımı? Bugün günlerden ne? Pazar. Pazar.PAZAR!!! Sen de bana bir şey demiyorsun.Pazar günü çalışmaya gidiyorum.Ben deliyim.PAZAR. Pazarları iş olmaz, geç saate kadar uyunur.Ne güzel Pazar. Yatağa bebeğim,bebeğim… yatalım ve bütün günlerin Pazar olduğu bir düş görelim.Dünyanın sonuna dek… sonsuz Pazar.Bütün yaşamın Pazar olduğu bir düş görelim.Haftanın diğer günleri yok artık. Pazartesiyi astılar, perşembeyi kurşunladılar, cumayı tutukladılar…hepsi öldü.Sadece Pazar kaldı.Uykuya uykuya…Eğer düşümde yeniden fabrikayı görürsem kendimi boğazlarım.