Zehra

Erkeklik öyle aşağılandı ki Karacaören’de, öyle örneksiz kaldı ki. Zeynep’im kadın olmamalı, Murat’ım kurbanlık koça acıyan Murat’ım erkek olmamalı. Gelişmemiş iki yıldız gibi kalmalı onlar Tanrının mavi bağrında.
Kara ocak bekle beni sana konuk geleceğim, kırmızı alev olup Mahmut’u seyredeceğim. Üç ıssız gölge duvarda, üç can eksik sofrada, üç can eksik sofrada. Bu güveçte pişen aşı ona acı edeceğim, Zeynep’in en yaramaz yokluğunu en tatlı yokluğunu salacağım odaların içine.Sessiz kahkahalarıyla koşuşup dursun, somunları didiklesin, tomurcukları yolsun olmayan minik parmaklarıyla. Güneşe samana belenen Murat’ ı görsün harman yerinde, tutmak için bu onmaz görüntüleri Murat’ım, Zeynep’im, Murat’ım, Zeynep’im diye kara toprağa okşasın elleri.
Çekin elinizi kapıdan, çekin elinizi kapıdan! Tanrı doluyor içime, tanrı doluyor içime, tanrı doluyor içime tanrının lanetlileri, tanrı doluyor içime mor bir ışık gibi ve hepinize defolun diyor, defolun bu kadının evinden! Tanrı doluyor içime tanrının lanetlileri. Artık korkum mu var sizden? Kimi çıkarırsanız karşıma ‘kapıyı aç Zehra’ diye. Kanun, hükümet, ermiş peygamber adına kovarım hepsini.
Tanrı doluyor içime, tanrı doluyor içime, tanrının inançsızları. Ve yapacağım şeyi söylüyor bana.Vakit vakit benden kopan ve yalnızlığımın göz görmez doruklarında uluyan ateş hayvanlarım suya indi. Tüm sayrılığım dindi. Görmüyor musunuz tanrının körleri tepeden ayağa ışık kesildiğimi? İşitmiyor musunuz Karacaören sağırları sesimi?
Tanrı doluyor içime, tanrı doluyor içime. Bir giz açıklanır gibi. Tanrı yüreğime buyruk, koluma buyruk şimdi, Tanrı elime buyruk. Bu kavradığım bahtımın anahtarı değil mi? Tanrı doluyor içime, tanrı doluyor içime ve yapacağım işe götürüyor beni. Bütün varlık benden açılan kara bir gül şimdi.